23 Nisan Skeçleri Tiyatro Örnekleri

KaRNeC

Yönetim Ekibi
Yönetici
Öğretmen
Ali : Koltuk değnekleri ile.
Adam
Bir grup öğrenci
Anlatıcı

( Hareketli bir müzikle sahne açılır. Müzik yavaş yavaş biter. Ellerinde bayraklarla, süslerle öğrenciler neşeli olarak girerler.)
I- Yaşasın yirmi üç nisan
II- yaşasın bayram
III- Bu bayram bizim bayram.
IV- Geldi yirmi üç Nisan, neş’e doluyor insan.
( Öğrenciler halay çekerler, şarkı söylerler)
I- Arkadaşlar öğretmenimiz geliyoooooor
III- Öğretmenimiz mi geliyor ?
I- Evet evet.
IV- Öyleyse sıramıza geçelim arkadaşlar
I- Sıramıza geçelim
III- Sıramıza geçelim
II- Sıramıza geçeliiiim
( Öğrenciler sıra durmaya çalışırlarken öğretmen girer)
Ö- Günaydın çocuklar, hepinizin bayramı kutlu olsun bakalım
Hepsi- Sağol öğretmenim
Ö- Bu gün nasılsınız bakalım?
Hepsi- Çok iyiyiz öğretmenim.
I- Çünkü Bu gün Ulusal Egemenlik ve çocuk bayramı
II- Biz mutlu olmayalım da kim olsun?
III- Çok sevinçliyiz öğretmenim.
Ö- Sevinin çocuklar bu gün sizin günününüz. Yalnız, acele edelim. Gecikebiliriz. Haydi, herkes sırasına girsin bakalım. ( Öğrencileri sıraya koymaya çalışır) Ali nerede çocuklar, daha gelmedi mi?
IV- Öğretmenim ben gelirken o da yola çıkmak üzereydi neredeyse gelir.
Ö- Ali’nin gelmesini bekleyelim..
( Bütün öğrenciler sıra durunca Ali kan ter içerisinde koltuk değnekleriyle girer)
A- Günaydın öğretmenim
Ö- Günaydın Ali.
A- Günaydın arkadaşlar.
Hepsi- Günaydın Ali.
Ö- Bayramın kutlu olsun Ali
A- Sağolun öğretmenim. Sizin de bayramınız kutlu olsun arkadaşlar.
Hepsi- Sağol, senin de kutlu olsun.
A- Gecikeceğim diye çok korktum öğretmenim.
Ö- Önemli değil Ali, sen gelmeden biz hareket etmeyecektik saten
A- Öğretmenim her zaman beni düşünüyorsunuz
Ö- Tabi ki düşüneceğiz Ali, haydi gir sıraya.
A- Tamam öğretmenim.
( Ali, arkalarda bir yere sıraya geçer, öğretmen öğrencileri düzene sokmaya çalışırken gözlüklü, takım elbiseli bir adam girer)
Adam- Sayın hocam ben, tören görevlisiyim. Bayram kutlama programı başlamak üzere, lütfen acele edin. Bütün okullar yerlerini aldı, siz kaldınız.
Ö- Tamam beyefendi hemen geliyoruz.
A- ( Eliyle Aliyi işaret ederek) O gelmesin.
Ö - Kim ?
A- O çocuk
Ö- O çocuk dediğinizin bir ismi var, Ali. Ve benim öğrencim.
A- Neyse ne. Gönderin evine gitsin, katılmasın programa.
Ö- Öyle şey olur mu, herkes gibi o da gelecek bizimle.
A- Olmaz efendim olmaz, gelmesin
Ö- Niçin gelmeyecekmiş?
A- Görüntüyü bozuyor.
Ö- Görüntüyü bozuyor öyle mi ?
A- Evet aynen öyle.
Ö- Biz nereye gidersek Ali de geliyor, o kadar.
A- Yapmayın sayın hocam gelemez işte .
Ö- Hayır gelecek, katılacak bayram programına.
A- Olmaz
Ö- Siz ne dediğinizin farkında mısınız Ali katılmazsa biz de gitmiyoruz
Hepsi- Evet gitmiyoruz.
A- Tamam tamam amma da ısrarcısınız. Madem bu sakat çocukta katılacak, öyleyse arada bir yere koyun, göze batmasın. Fakat çabuk olun. Herkes yerlerini aldı tören alanında. (Çıkar)
Ö- Ali, girsene sıraya
Ali- ( Mahcup) şeyy öğretmenim ben sizinle gelmeyeyim….
Ö- Niyeymiş, bal gibi geliyorsun
A- Ben ben ( yutkunur) eve gideyim. Hem ayaklarım acır gitmesem daha iyi.
Ö- Hiçbir yere gitmiyorsun, bizimle geliyorsun
A- Görüntüyü bozmak, kimseyi huzursuz etmek istemem öğretmenim.
Ö- Ali geliyorsun bizimle.
A- Bari arkalarda bir yere durayım
Ö- Ali, en öne geçiyorsun
A- Ama…
Ö- Öne geç dedim. Çocuklar bayrağı Aliye verin o taşısın.
A- Öğretmenim be, be, ben bayrağı taşıyamam, koltuk değneklerim var.
Ö- Onun da kolayı var Ali. ( Bayrağın sopasını çıkararak Ali’nin sırtına bayrağı asar ve öğrenciler şarkı söyleyerek, neşeli bir şekilde bir tur attıktan sonra çıkarlar)
ANLATICI: Efendim !Ali bu olaydan çok etkilenmişti. Ali’nin öğretmeni ise yıllar sonra emekli oldu, mütevazi bir hayat yaşamaya başladı. Yaşlılık işte, yılların yorgunluğu. Bir gün romatizmal ağrıları nedeniyle ortopedi doktoruna muayene olmak için gitti. Bakalım sonrasında neler oldu.
( ORTOPEDı yazan bir levha. Önlüğü ile masasında Dr. Oturmakta, bir şeylerle uğraştığından geleni görmemektedir.)
Ö- ıyi günler Dr bey
D- ıyi günler, hoş geldiniz.
Ö- Sağ olun Dr bey.
D- Buyurun oturun,
Ö- Teşekkür ederim.
D- Rahatsızlığınız nedir?
Ö- Efendim, son günlerde romatizmalarım iyice azdı, bir görüneyim dedim.
D- ( ışini bitirmiştir, döner, bir müddet bakar) Hocam, hocam biricik öğretmenim, tanıdınız mı beni?
Ö- ( Birkaç saniye sessizlik) Evet evet tanıdım. Ali, eski öğrencilerimizden. Seni Dr olarak gördüm çok mutlu oldum
A- ( Ellerine sarılır, kucaklaşırlar) Asıl mutlu olan benim canım öğretmenim, benim
Ö- Nasıl karar verdin Dr olmaya?
A- Senin sayende karar verdim öğretmenim
Ö- Benim sayemde mi?
A- Dr olmama siz vesile oldunuz. Hani bayram törenine gidileceği zaman bir olay yaş>ıştık ya hatırladınız mı hocam?
Ö- Haa evet hatırladım.
A- Beni sahiplenmeniz, bana diğer arkadaşlarımdan farklı muamele yapmamış olmanız, hele en önde bayrak taşıtmanız o kadar mutlu etmişti ki beni anlatamam. Benim için adeta büyük bir doping olmuştu. ışte o vakit,benim gibi özürlü olanları tedavi etmek için ortopedi doktoru olmaya karar verdim. Eğer sen öğretmenim olarak görüntüyü bozuyor diyene karşı bana sahip çıkmasan, yakın davranmasan ben hiçbir şey olamazdım hocam . Onun için sana ve senin nezdinde bütün öğretmenlerimin önünde saygıyla eğiliyorum sevgili öğretmenim.( Aksayarak bastonuyla öğretmenine yaklaşır elini öper, kucaklaşırlar, ışık kararır.)


S O N
 

KaRNeC

Yönetim Ekibi
Yönetici
KONU: Köyde gerçekleşen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na ilgisiz kalan muhtar köy kahvesinde oturmaktadır. O sırada oradan geçen Emekli Zabit bunu görünce sebebini öğrenmek ister ve kahveye girer. Muhtarla konuşarak ilgisizliğinin sebebini anlamaya çalışır.
KışıLER: Emekli Zabit, Köy Muhtarı, Kahveci

YER: Köy Kahvesi
OYUN

MUHTAR(Esneyerek): Herkes tutturmuş meclis açıldı. Bugün meclisin açılışının yıl dönümü, kutlama yapılıyor. Sen de katıl. Ne işim olur.

EMEKLı ZABıT(Yaklaşarak):Selamün Aleyküm Muhtar. Nasılsın, iyi misin?

MUHTAR(Dönerek):Eyiyim. Sen nassın?

EMEKLı ZABıT: ıyiyim şükür.

MUHTAR(Bağırarak):Kaveci bize iki az şekirli kave.

KAHVECı: Buyur mıhtar bol köpüklü kaveleriniz.

MUHTAR: Bilirim senin bol köpüklü kavelerini. Bol köpüklü diye içtik durduk; ne köpüğü bilemedik.
ZABıT: Biliyor musun muhtar bugün neyin yıl dönümü?

MUHTAR: Biliyom Zabit Efendi. Ama bu kutlamaya ne gerek var onu bilmiyom?

ZABıT(Birden): Ne diyorsun sen muhtar? Bugünün ne olduğu nasıl bilmezsin? Kutlamaya ne gerek var dersin?

MUHTAR(Gülerek): Ne bağırıyon? Zabit Efendi. Bilmek zorunda mıyım?

ZABıT EFENDı(Yüksek Sesle):23 Nisan 1923 Tarihi sana bir şey hatırlatmıyor mu? Çocuk Bayramı bir anlam ifade etmiyor mu?

MUHTAR(Kısık sesle): Etmiyo. Ben bilmem. 23 Nisan 1923’te ne oldu? Neden çocuklar bugünde bayram yapılır?
ZABıT EFENDı: Yazık san muhtar bu köyün başına bir de muhtar olmuşsun. ınsanlar senden iş bekliyor.
MUHTAR: Zabit Efendi söle bakalım 23 Nisan 1923’te ne oldu? Bugün neden önemlidir?

ZABıT EFENDı: Muhtar, 23 Nisan 1923’te Millet kendi sözünün sahibi oldu. Millet ne derse o olur dendi. Ve öyle de oldu. Sen seçilirken seni köylü seçmedi mi? Onlar istese seni seçmezlerdi? Değil mi?

MUHTAR(Utanarak): Evet. Köylü beni seçmezdi. Ama benden iyisini mi bulacaktı? Ben işlerimi halletmek için konuşmam para ile işlerimi hallederim.
ZABıT EFENDı: Sen bu kadar bilirsin seçimle iş başına gelmenin önemini,23 Nisan 1923’ün önemini.

MUHTAR: Yahu Zabit Efendi sen meclisin bu kadar önemli olduğunu nerden biliyorsun? Hiç gittin mi meclise?

ZABıT EFENDı: Ben ordudan emekli olmadan önce Ankara’ya meclisi görmeye gittim. Seçilen insanlar bizi orada nasıl ve ne kadar temsil ediyor diye. Seçimle gelen insanlar bizi en güzel şekilde temsil ediyor. Eskiden böyle miydi? Osmanlı zamanında zengin ve sözü geçen insanlar giderdi. Ama şimdi öyle değil.

MUHTAR(Utanmış bir şekilde): Haklısın galiba Zabit efendi seçimle gelen insanların sözleri daha bir itibarlı oluyo. Zira onları halk seçiyo. Beni de köylü seçmedi mi? Atatürk milleti kurtardığı gibi onlara söz hakkı da verdi.

ZABıT EFENDı: Ha şöyle muhtar yola gel. Hadi kalk okula 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlamaya biz de katılalım. Muhtarsız kutlama olmaz.

MUHTAR: Tamam. Ama önce bakkala uğrayalım çocuklar için bir şeyler alalım. Madem bugün onların günü öyle değil mi?

ZABıT EFENDı: Öyle bugün çocukların bayramı. Onların eğlenmesi, gülmesi lazım. Gelecek
neslimiz onlar

MUHTAR(Yüksek sesle): Kaveci hadi sen de kaveyi kapada gel. Bugün mühim bir gün kutlamalara gideceğiz.

KAHVECı: Tamam mıhtar. Geleyom.

Üçü birlikte kutlamalara katılmak için okul meydanına giderler.

YASıN AYDOğAN
 

KaRNeC

Yönetim Ekibi
Yönetici
YıYEMEMEKTEYiZ

BıLO_(Kollarını açarak sahneye girer.)
Hala yemek hazır değil ben ne yapacağım. Perişan etti bunlar beni, ne yapacağım ben (yemeği karıştırır), ya ne strese giriyorum, ben onlara gittim sanki iki tas yemek mi koydular önüme.
Bırak Allah'ını SEVEN, mis gibi de koktu mübarek.
(Kapı vurlur)
_Aha geldiler
(Kapıya doğru koşar, kapıyı açar.)
_ Hoş geldiniz.
GRUP_ Selamün aleyküm, nassın iyisen?
BıLO_Aleykümselam. Hoş geldiniz. Nasıl rahat geldiniz mi?
şAHıN_Öyle trafik vardı ki kaza mı olmuş ne, her yer arapsaçı.
BıLO_ Eeee erken geldiniz.
şAHıN_ Erken geldik ya, trafikten bize ne biz yan inşaattan geliyoruz.
BıLO_Yaaa doğru, doğru ben de trafik deyince
şAHıN_ (Arkadaşlarına sorar.)
Kardeşim biz trafiği terastan gördük, çok fenaydı değil mi?
GRUP_(Kafa sallayarak) Ya fena ya fena, fen fena…
METO_(Elindeki gazete kâğıdına sarmış olduğu çiçeği Bilo’ya uzatarak) Buyrun bunlar da sizin.
BıLO_ Çok zarifsin Meto, mezardan çıkarmadın ıNşALLAH?
METO_Yok yeni açılan mağazanın önündeki çelenkten aldım.
BıLO_ Neyse, yine de teşekkür ederim. Buyrun oturun arkadaşlar, buyrun oturun ben hemen geliyorum.(Sahnenin dışına çıkar,diğerleri kasalardan yapılmış sofraya otururlar.)
CANıP_ Buyrun gazete sermiş, benim bütün iştahım kaçtı.
şAHıN_Ne yazıyor? Görümcesini bileziklerini çalan kadın...
CANıP_ Bana geldiğinde ben böyle mi yaptım? Ben de gazete serdim; ama 3. sayfa haberi değil, magazin sayfası serdim.
NAZMı_Bıçağda sol tarafa koymuş ha?
CANıP_ Benimkini sağ tarafa koymuş da ne olmuş, bıçağın ağzı bu tarafa bakmaz, bu tarafa bakar.
METO_ Bana da çatal koymamış.
şAHıN_ Ben koydum da ne oldu Metin?Yine elinle yedin.
METO_ Olsun, yine de koysun sofranın da bir adabı var adapsızlık yapmış.
GRUP_ (Kapıya doğru bakarak) geliyor, geliyor, geliyor…
BıLO_(Tuğlanın içine koyduğu çiçekleri masanın ortasına koyar.) şunu da şöyle buraya koyalım da, bir orman havası olsun hee!
BıLO_ (Metin'i göstererek) Metin yabancılık çekmesin ondan dolayı yani.
BıLO_ Nasıl beğendiniz mi sofrayı?
GRUP_ıyi, iyi, güzel, güzel…
BıLO_ Bugün sizler için çok güzel bir menü hazırladım.
BıLO_ Lezzetiyle ağızlarda mistik bir tat bırakan, güzel görüntüsüyle Himalaya'ların o eşsiz görüntüsünü andıran, soğuk kış günlerinin vaz geçilmezi olan,olur olmaz zamanlarda aniden yenebilen bir yemek.
CANıP_ Nedir o?
BıLO_ (Kısa bir süre gruba bakar, vurgulayarak) MENEMEN! .
şAHıN_Peki domatesin kabuğunu soydun mu?
BıLO_ Vallahi vitamini kabuğundadır diye ilişmedim.
NAZMı_ Menemen acı olmalı yoksa ben yemem.
BıLO_ (Sinirlenerek sesini yükseltir.) Arkadaşım sofraya acı biber koydum, isteyen yemeğine katar, benim sinirlerimi bozmayın ilk baştan.
BıLO_(Yemeğin başına gelir.) Adama bak ya sanki önceden menemen gördün.(Ağlar gibi yaparak) o kadar eleştirdiler beni sıkıntıya soktular diyerek sahneyi terk eder.

(Diğerleri kendi aralarında konuşmaya başlar.)
METO_ Gördünüz değil mi? Çiçeği biriketin içine koymuş şaka gibi.
BıLO_Metin arkaya gitmiş olabilirim; ama benim arkamdan konuşurken dikkat et, biriket değil (heceleyerek söyler) pi-ri-ket.
şAHıN_ Metin sen hiç konuşma, uydu anteninde bize yemek yedirdin.
Meto_Yaaa, yüz kere söyledim o anten değildi, sacıdı sacı.
BıLO_ ( Menemeni getirir ve servis yapar.)
şAHıN_ Evet sacıdı. Uyduda saç kavurma yaptın bize Metin!
Meto_ Arkadaşım sacıdı sac.
şAHıN_ Heee sacıdı, Meto biz de yedik.
Meto_ Yediniz tabi (Canip’i göstererek) sen dibini sıyırmadın mı arkadaşım?
CANıP_ Yok! Ben bütün kanalları çekiyor mu diye baktım.
(Yemeklerini yemeğe başlarlar.)
şAHıN_ Vallaha kimse alınmasın, bugüne kadar en güzel yemekleri ben yaptım.
NAZMı_ Ne yemeği sen ona yemek mi diyorsun. Yöresel bir tat ya kapçuk yapmışsın. Ayran da hazır alınmıştı.
şAHıN_ Ya ne bekliyordun. ınek mi besleseydim inşaatta?
CANıP_ Yaa arkadaşlar, Himalaya’ları görmesek yutturacak.Bu menemenin biberleri diri kalmış, soğanları da pembeleşinceye kadar kavrulmamış.
BıLO_ Arkadaşım siz ne anlarsınız menemenden. O yediğiniz ıtalyan usulü menemen, ondan öyle!
BıLO_ şahin efendi iştahla yiyorsun.ıstersen daha koyabilirim var.
şAHıN_ Yok sağolasın hayatımda yediğim en iğrenç menemendi.
BıLO_(Bozulur) Ağzını topla oğlum, tabaktaki çiçek desenini bile sıyırmışsın, niye eleştiriyorsun yemeği?
şAHıN_ Arkadaşım,ben elimle falan yedim ya o manada iğrenç dedim.
BıLO_ ıyi o zaman var daha istersen koyayım.
şAHıN_ Yok yetti sağ ol.
Meto_ (Tabağından çıkan kılı göstererek) Aha bu ne!
(Diğerleri bağrışmaya başlarlar rezalet, yuhh hijyen benim için çok önemli, öööö gibi)
şAHıN_ Poşet yok mu? Getirin kusacağım yaa, vallahi kusarım arkadaşım,kıl çıktı yemeğin içinden yaa, Allah bilir nereden düştü ya pislik!
şAHıN_ Hiç sevmediğim şey ya. Vallahi midem kalktı.
Meto_ Benim de iştahım kalktı.
BıLO_ Sizi yetmiş milyonun adaletine sevk ediyorum.
( Eli ile sofradakileri göstererek) Ben biliyordum böyle yapacağınızı.
Yarışma benim lehime gittiği için ayağımı kaydırmaya calışıyorsunuz.
BıLO_ Nerden cıktı o kıl?
BıLO_ Siz attınız onun yemeğinin içine, bana tuzuk kurdunuz.
Meto_ Bu hiç birimizin saçı değil.
CANıP_ Ver bakayım (saçı inceler), bu kadın saçı!
Demek ki yemeğii köşedeki ev yemekleri satan dükkandaki kadından almışsın..
BıLO_ Allahın’ın manyakları gidin işinize, ne saçmalıyorsunuz.
Meto_ Affedersiniz yine inceledimde kıl değilmiş bu, ipmiş ip.
BıLO_ Ya bakın gerçek ortaya çıktı. (Grup hep biren kafa sallayarak özür dileriz arkadaşım, seni boş yere suçladık.)
BıLO_ Tamam hadi yemeğinizi yiyin, beni sinirlendirmeyin.Daha tatlılara geçeceğiz hadi.
CANıP_ Ne tatlısı yaptın?
BıLO_ Küp şekerli ekmek tatlısı.
CANıP_ (Diğer arkadaşlarının yüzüne bakar.) Hiç duymadım nasıl yaptın bu tatlıyı?
BıLO_ Valla, Bilo Spesiyal diyebilirsiniz. Ekmekleri ısıttım, içine küp şekerleri koydum. Buyrun (Yarım ekmekleri arkadaşlarına uzatır.) Afiyet olsun. Dikkat edin şekerler düşmesin.
şAHıN_ Hiç duymadım uydurma bir tatlı.
NAZMı_ Bi defa bu suyla yapılmaz, buna süt katılır.
BıLO_ (Sesini yükseltir.) Nazmi arkamdan konuşma, yiyorsa yüzüme söyle!
NAZMı_ (Masaya vurarak ayağa kalkar.) Ne demek yiyorsa yüzüme söyle, ne demek!
BıLO_O kadar korktum ki Nazmi. Yani diyorum ki orada birisi yemek yiyorsa yüzüme söyleyebilirsin yemek yediğini.
NAZMı_Meto yiyor işte! (Der ve oturur.)
BıLO_ Oğlum sen Metin’i boş ver, Metin ne bulsa manda gibi yiyor.
şAHıN_ Manda deme Bülent çok ayıp.
BıLO_ Ya ne diyeyim? Sığır gibi desem olur mu?
şAHıN_ Bak onu ben de çok sık kullanıyorum onu diyebilirsin.
CANıP_ Tadımızı kaçırmayalım, ben şimdi size bir sürpriz hazırladım.
şAHıN_ Aklınca türkü söyleyip puan toplayacak, bırakın canım.
CANıP_ Hazırsanız bu güzel gecenin sonunda, biraz da eğlenelim.(Sazını alarak çalmaya başlar.)
NAZMı_ Haydi çal neşeli bir şeyler bakalım.
(Misket havası çalmaya başlar. Hepsi kollarını açarak misket havası oynamaya başlarlar. Bu arada Bilo elinde menemen tavası, kaşıkla oynayanlara yedirmeye çalışır.)
(Ustabaşı gelerek bağırır.) Durdur müziği, durdur!
Ne yapıyosunuz oğlum siz burada, tembel şeyler, gitsenize işinizin başına!
NAZMı_ Vallahi usta, yemekler çok berbat karnımız doymadı.
USTABAşI_ Ulan ben de bu inşaat neden ilerlemiyor diyorum. Yemekteyiz mi oynuyorsunuz oğlum siz?
CANıP_ Yemekleri hiç beğenmedik puanımız iki. (Diğerleri de onaylar evet evet iki, bir, bir...)
USTABAşI_ (Dış sese benzeterek söyler.) O zaman Metin Beyden aldığı puanlarla Bülent bey geceyi üçüncü tamamlıyor!
Yürüyün hadi işinizin başına yürüyün, yürüyün...



-SON-
 

KaRNeC

Yönetim Ekibi
Yönetici
KÖYLÜ VE şEHıRLı

Sunucu: Evet sayın seyirciler bugünkü halktan anketler adlı programımıza hoş geldiniz.Bu gün yaşantımızda büyük önemi olan kadınlarımızı kıyaslayacağız. Onlara çeşitli sorular soracağız.( Sunucu yoldan geçen iki kadını çevirir ve soru sormak için yanına alır.
Sunucu: Hanımefendi bir dakika.(iki kadına da söyler) şimdi size çeşitli sorular soracağım.Adınız nedir?
şehirli: Canan
Köylü: Höriye
Sunucu: Nerede yaşıyorsunuz?
şehirli: 11 Katlı bir binada.
Köylü: Eee köyde
Sunucu: Yaşınız kaç?
şehirli: 23
Köylü:Ben yaşımın kaç olduğunu bilmiyom ama ;ben ayvaların çiçek açımı zamanı doğmuşum.
Sunucu:Evet eşinizin adı nedir?
şehirli: Canberk
Köylü:şeravettin
Sunucu: Kaç tane çocuğunuz var? ısimleri nelerdir?
şehirli:ıki çocuğum var Cem ve Ceren
Köylü: (Parmaklarıyla sayar) 8 Ali,Veli,Nuriye,Duriye bu kadan biliyom.(Sunucu ,köylü sekiz dedikten sonra
şaşırarak “uhh” der.
Sunucu :En sevdiğiniz şarkıcı kimdir?
şehirli: Tarkan
Köylü: Ben şarkıcıyı bilmiyom ama şarkısını biliyom.(Der ve oynayarak söyler. )Aslan yarim kız senin adın Höriye
Sunucu:Eşinizi yemeğe nasıl çağırırsınız?
şehirli: Canberk hadi gel hayatım sofra hazır.
Köylü: şeravettin gel kov şunları, aç kalıyoz her aşşam, yine yidile bütün yimeee .
Sunucu: Saçınızı neyle yıkarsınız?
şehirli :şampuanla
Köylü: Killen yıkıyom.
Sunucu:Çamaşırlarınızı nerede,nasıl ve neyle yıkarsınız?
şehirli: Çamaşır makinesinde
Köylü: Derenin kenarına gidiyom. Alıyom arap sabununu , çitiliyom çitiliyom vuruyom köteğin üzerine.
(şehirlinin üzerindekini çitilemeye başlıyor.)Aha da böyle
şehirli: Bıraksana kardeşim yakamı
Köylü:ıyilikte yaramıyor bacı öğretiyoruz işte.
Sunucu:En sevdiğiniz yemek?
şehirli: Spagetti
Köylü: Sıpa mı getti? Anaa öldürecek herif beni.


Not: Sunucu her iki kadına dönerek aynı soruları sorar
 

KaRNeC

Yönetim Ekibi
Yönetici
23 Nisan ıçin skeç örneği-Köylü ile şehirli
Sunucu Adem’in şehirli Mine ve Köylü Emine ile yaptığı komik röportajı, çok eğlenceli.
Köylü Emine’nin cevapları ise çok komik…


Köylü ile şehirli



Sunucu: Benim adım Adem
Gözlerim badem badem
Bir tarafımda şehirli bir tarafımda köylü
Birkaç soru soralım onları tanıyalım
Adınız?

şehirli: Mine şentürk
Sunucu: Ya siz?
Köylü: Emine Haşhaş

S:Hangi parfümü kullanırsınız?
ş: Kenzo, Armani, Hugo Boss
S. Ya Siz?
K: At kokusu, eşek kokusu, tezek kokusu, koksu da kokusu

S:Hangi arabalara binersiniz?
ş: limuzin, Jeep, Mercedes
S: Ya siz?
K: At arabası, katır arabası, arabası da arabası

S:Hangi kıyafetleri kullanırsınız?
ş: Askılı bluz, mini etek, şapka, takılar
S: Ya siz?
K: şalvar giyerik, içlik giyerik, yelek giyerik, giyerik de giyerik

S: Hangi ayakkabıları giyersiniz?
ş:ınce topuklu ayakkabıları
S:Ya siz?
K:Naylon pabuç giyerik, çetik giyerik, terlik giyerik, giyerik de giyerik

S: Hangi yemekleri tercih edersiniz?
ş: Eşim hergün beni bir restorana götürür. Çin yemeği, Japon yemeği
S:Ya siz?
K:Bizim oralarda hamuru ha böyle açarlar, ha böyle yerler de yerler.

S: Hangi içecekleri tercih edersiniz?
ş: Viski, cin, maruba
S:Ya siz?
K: Ayran içerik, şerbet içerik içerik de içerik

S: Kaç çocuğunuz var?
ş: 1 çocuğum var. Ona da Paris’ten bir bakıcı getirdim.
S: Ya sizin?
K: 19 çocuğum var, aha 20. si de karnımda

S: Hangi konutları tercih edersiniz?
ş: Havuzlu villa, yalı
S:Ya siz?
K: Kerpiç damda otururuk, çadırda otururuk, gecekonduda otururuk ,oturruk da oturruk


S: Hangi makyaj malzemelerini kullanırsınız?
ş: Fondoten, rımel, ruj, oje
S:Ya siz?
K:Bizim herif gelir vurir morarir, gaynanam gelir vurirrrrr morarir, bizim makyaj ha böyle olir.


S: ikinize de teşekkürler, ıyi Günler?
ş:Mersi
K:Ey günler de ey günler
şehur şehur dediler gidi gidiverdum şehure
Goca goca evler yıkılıverdi sanki üstüme
Hotel hotel dediler gidi gidiverdum hotele
Bembeyaz çarşaflara gıyamadım vallahi yatmaya
Maç maç dediler, gidi gidiverdum maça
Ortada bir kabak, etrafında 22 salak
At at diyiler, onlar bir de utanmadan şu kadarcık don giyiler.
Alıntı
 

KaRNeC

Yönetim Ekibi
Yönetici
23 NıSAN ÇıÇEKLERı (Müzikli Oyun)

Oynayanlar:
Çiçekçi kız
Birinci çocuk
ıkinci çocuk
Hizmetçi
Katip
Menekşe
Lâle
Gül
Müşteri
Çiçek korosu (Bu roller, uygun görülen kız ve erkek çocuklara verilir.)

(Sahne: Çeşitli çiçekleri satan bir dükkân içi... Raflarda, vitrinde saksı saksı çiçekler görünmektedir. Ortada ve ön plânda çiçek kılığına girmiş çocuklar öbek öbek yer atmışlardır.
Dükkânın sahibi çiçekçi kız, elindeki süzgeçli, küçük bahçe kovasıyla canlı çiçeklere su verirken perde açılır.)

ÇıÇEKÇı KıZ - (şarkıyı söyler.)
Bir gün sizi sulamasam, Hemen bana küsersiniz. Tatlı, baygın kokunuzu, Ne de çabuk kesersiniz. Gül yüzünüz hiç solmasın, Kalbinize dert dolmasın. Çiçek açın durmadan siz. Neşenize son olmasın.
şu güzel çiçeklerin, havaya, suya bizim gibi muhtaç olduklarını nasıl unutuyorum, bilmem ki. Biri gelip de çiçeklerimin boyunlarını bükük görse yüreğime iner...
(Bîr canlı çiçeğe yaklaşır.) Ah benim bahar kokulu karanfilim! Katmer katmer nasıl da açmışsın... Baygın kokun insana ılık yaz akşamlarını hatırlatıyor...
(Başka bir çiçeğer geçer.) Ne o, bana dargın mısın yoksa? Suyunu biraz geciktirdim, diye yüzüme bakmıyorsun... Ah benim nazlı kızım; mis kokulu sarı fulyam... Gel, barışalım... (Sever, okşar, koklar.) Oooh! ıçim açıldı. Ne iyi çiçeksin sen...
(Bir başka saksıya doğru eğilir.) Bak hele. Boyun büküp naz etmeyi sen de fulyadan mı öğrendin? Yazık sana... Bir gün suyunu unuttum diye somurtuyorsun... Neşesizlik sana hiç yakışmıyor kızım... (Okşar.) Gül bakayım, gül, gül... Hah şöylee... Seninle de barıştık...
(Başka bir çiçeğe daha geçer.) Aferin sana! Çiçek olunca senin gibi olmalı. Bir gün suyunu unuttum diye somurtmak, boyun bükmek ne oluyormuş sanki? Sen zaten bir hafta su görmesen bile aldırmazsın, bilirim... Tam unutkanlara göre bir çiçeksin. Bir fincan su bir hafta yeter sana... Sabrın sonu selâmettir derler. Sana şimdi bol bol su vereyim de hak geçmesin... (Sular) Al, bu da benden caba.
(Bu sırada dükkân kapısının çıngırağı çalınır. ıçeriye hizmetçi kıtıklı, kambur biri girer. Çiçekçi kız kovayı bir kenara bırakır, gelen müşteriyi karşılar.)
ÇıÇEKÇı KIZ - Buyurunuz efendim... Bir şey mi arzu ettiniz?
HıZMETÇı - Benim arzumun lâfı mı olur a kızım... Bizim efendi beni gönderdi. Tabii kendisini tanırsınız...
ÇıÇEKÇı KIZ - Hayır, tanımıyorum efendim. Kimden bahsediyorsunuz?
HıZMETÇı - Canım, bizim efendiyi tanımayan yok ki. Abdurrahman efendi dediler mi nah! diye parmakla gösterirler...
(Elindeki parayı sallayarak) Bu parayı sana o
gönderdi.
ÇıÇEKÇı KIZ - Çiçek mi istiyor?
HıZMETÇı - Hee.,. Çiçek ıstiyor emme, en güzellerinden bir paket... şey... Paket mi poket mi işte bir şey yapsın, dedi...

(Çiçekçi kız buketi hazırlarken, hizmetçi söze devam eder.}
Bizim efendi pek kurnazdır doğrusu... (Gülerek) Bu çiçekleri ne yapacak biliyon mu?
ÇıÇEKÇı KIZ - Nerden bileceğim...
HıZMETÇı - öyle ya, nerden bileceksin... Bizim efendinin haşarı bir çocuğu var. Bir dediğini iki etmiyor ama, o da inadına tembel mi tembel, yaramaz mı yaramaz... Karnelerinde zayıftan başka notu yok... Bu gidişle sınıfta kalacak, diyorlar... Bizim efendi bir çare düşünmüş. Bu çiçekleri çocuğun öğretmenine götürecek. Allem edecek, kallem edecek, o haylazın sınıfı geçmesi ıçin öğretmenine dil dökecek...
ÇıÇEKÇı KIZ - (Demetlediği çiçekleri tekrar yerine koyar.) Yaaa, maşallah... Sizin efendinin buluşuna diyecek yok doğrusu...
HıZMETÇı - (Anlamaz) Dedim ya çok kurnazdır, insana külahı ters giydirir...
ÇıÇEKÇı KIZ - Fakat doğruluktan, görevine bağlılıktan başka bir şey düşünmeyen öğretmeni hiçbir zaman kandıramaz.., öğretmenler çıkar peşinde koşmazlar. Doğruluktan şaşmazlar. Ellerine teslim edilen vatan yavrularının hepsini bir anne, bir baba sevgisiyle severler. Çalışanlarla çalışmayanları ayırırken bir yargıç kadar ince eleyip sık dokurlar... Doğru bildikleri görüşten, vicdanlarının emrinden hiçbir zaman ayrılmazlar...
Sizin efendi, öyle sakat çarelere başvuracağı yerde çocuğunu çalıştırmanın çarelerini düşünseydi daha iyi ederdi...
HıZMETÇı - Kızım, o bizim neyimize gerek... Hele sen şu çiçekleri ver de ben gideyim...
ÇıÇEKÇı KIZ - Benim çiçeklerim çok duyguludur. öyle her yere gitmezler. Hele böyle tembel çocuğunu kurtarmak için kurnazlık düşünen bir adamın eline düşmek istemezler... Ama bir kere kendilerine solayım istersen... (Hizmetçi şaşkın şaşkın bir kıza, bir çiçeklere bakar.)
ÇıÇEKÇı KIZ - (Çiçeklerin ortasına geçer ve sorar) Benim sevgili, nazlı çiçeklerim, konuştuklarımızı duydunuz... Abdurrahman efendiye gitmek ister misiniz?
ÇıÇEKLER - (Hep bir ağızdan)
Dostumuzla düşmanı, Biz görmeden tanırız. Fenalığa bir âlet, Olmaktan utanırız.
HıZMETÇı - (Ellerini havaya kaldırıp kaçar.) Uy anam! Ben yanlış gelmişim...
(Çiçekçi kız, kaçan hizmetçinin arkasından güier. Sonra döner, raftan bir çiçek budama makası alır. Saksıdaki çiçeklerle meşgulken gene kapıdan bir müşteri girer. Kolunda evrak çantası, burnunda kelebek bir gözlük taşıyan müşteri hafif sarhoş taklidi ile konuşur.) KÂTıP - Kolay gelsin çiçekçi abla...
ÇıÇEKÇı KIZ - Buyurunuz efendim... Bir şey mi arzu ettiniz?
KÂTıP - Bu da sorulur mu? Bu dükkâna gelenin elbet bir isteği olacak. Ya bir saksı çiçek ya bir buket yahut da çelenk... (Kendi kendine) Yahu burası amma güzel kokuyor ha... (Çantasından bir kartvizit çıkarır.
Çiçekçi kıza verir.) önce kendimi tanıtayım: Ben, ıçki-sevenler Derneği'nin kâtibiyim. Bu cemiyet, daha yeni kuruldu. Bugün, bütün üyelerin katılmasiyle bir açılış töreni yapılacak. Ondan sonra içki, saz... Vur patlasın, çal oynasın... ıçkiseverler Derneği nam salacak, nam... Salonu süsleme işini ben aldım üzerime. Üyelerimizin gönlü, gözü açılsın diye, birkaç sepet çiçek yaptıracağım... Haydi kızım, şöyle en tazelerinden bize bir şeyler hazırla da alıp gideyim...
(Katip sandalyeye çöker. Çiçekçi kız bu müşteriden de memnun değildir,!
ÇıÇEKÇı KIZ - Efendim, zannedersem burada vaktinizi boşuna kaybedeceksiniz...
KÂTıP - (Anlamaz) Kızım benim acelem yok. Ne zaman hazırlarsan o vakit alır giderim. Oraya, buraya koşmaktan daha gazeteye göz atamadım. (Çıkarır, açar) Sen çiçekleri hazırlarken ben de şurada hem okur, hem de biraz dinlenirim...
ÇıÇEKÇı KIZ - Efendim, maksadımı ıyi anlatamadım. Çiçeklerim ıçki sevenleri sevmezler de...
KÂTıP - O da ne demek? Çiçeklerin keyfine göre hareket edecek değiliz ya. Parasıyla değil mi? ıstersem, dükkândaki bütün çiçekleri bir kamyona doldurur, götürürüm...
ÇıÇEKÇı KIZ - ış sizin bildiğiniz gibi değil efendim. Benim çiçeklerim içki sevenlerin değil, Yeşilay kurumunun salonlarını süslemekten zevk alır. Benim çiçeklerim, her felâkete kucak açan, kanat geren Kızılay kurumuna lâyıktırlar... Benim çiçeklerim Çocuk Esirgeme Kurumu'nun baktığı yavruların masum başlarını süslerler. Benim çiçeklerim törenlerde alay alay geçen Mehmetçik'lerin başına Türk Hava Kurumu uçaklarından demet demet serpilmek isterler... Benim çiçeklerim...
KÂTıP - (Sinirlenir, bağınr.) Senin çiçeklerin, senin çiçeklerin... Bıktım senin çiçeklerinden... Sanki çiçekler nereye gideceklerini bilirlermiş gibi bana masal söylüyorsun...
ÇıÇEKÇı KIZ - Masal değil, gerçek... ıstersen kendileri size söylesinler... (Çiçeklere) Benim nazlı, güzel çiçeklerim. Konuştuklarımızı duydunuz. ıçkisevenler Derneği'ne gitmek ister misiniz?
ÇıÇEKLER - (Hep bir ağızdan)
Boş yere yorulmasın. Biz oraya gitmeyiz. Saksımızda çürür de, Burayı terk etmeyiz!
(Kâtibin burnundan gözlük koltuğundan çanta düşer. Onları acele toplar, çiçeklere korku ile bakarak kaçar.)
KÂTıP - Üstüme iyilik, sağlık... Üstüme iyilik, sağlık...
(Dernek kâtibinin palas pandıras kaçışına çiçekçi kız güler. Başını sallar. Gene makasla budama işlerine devam eder. Bu sefer dükkâna soluk soluğa bir müşteri daha gelir. Koşarak geldiği için düzgün konuşamaz.)
MÜşTERı - Ça... çabuk... ba... bana bir buket çiçek... Ama çok çabuk (Mendiiini çıkarır, terini siler.)
Haydi çabuk, ne duruyorsun?
ÇıÇEKÇı KıZ - Efendim, şurada bir dakika dinlenin, yorulmuşsunuz...
MÜşTERı - Yorulmak da lâf mı? Yüz metre şampiyonu gibi koşa koşa geldim.
ÇıÇEKÇı KIZ - Çiçek almak için bu kadar aceleye ne gerek vardı?
MÜşTERı - Uçak kalkıyor, uçak... Daha buradan otobüsle havaalanına gitmek, uçak kalkmadan yetişmek lâzım...
ÇıÇEKÇı KIZ - Seyahate mi çıkıyorsunuz efendim?
MÜşTERı - Hoppala. Sen gazete muhabiri misin, nesin? Seyahate ben değil, patronum çıkıyor... Gözüne girmek için bir buket çiçek götüreceğim. Seyahatten dönüşünde belki maaşıma zam yapar. Ne yapalım kızım, geçim dünyası... (Saatine bakar.) Eyvah, yirmi dakika kaldı, yetişemeyeceğim. Haydi çabuk ol. (Kalkar.) Yoksa ben şuradan birkaç demet toplar, giderim haa (Çiçeklere atılır. Çiçekçi kız önüne geçer.)
ÇıÇEKÇı KIZ - Yağma yok... Çiçeklerimin bir yaprağına bile dokunamazsınız. Hem siz, patronunuzun görüne girip ondan zam koparmak için çiçek götürmeyi düşüneceğinize işinizi, görevinizi düşünseniz patronunuzu daha çok memnun edersiniz sanırım.
MÜşTERı - Ben buraya ders almaya değil, çiçek almaya geldim. Paramla değil mi?
ÇıÇEKÇı KIZ - Para ile de olsa çiçeklerim birisini aldatmak, ötekini elde etmek, berikinin gözünü boyamak, hayırsız ve yararsız toplantıları süslemek gibi şeyleri sevmezler...
MÜşTERı - Tuhaf şey.., Senin, aklından zorun var galiba...
ÇıÇEKÇı KIZ- Hamdolsun, hiçbir zorum yok... Ben çiçeklerimin fikrini ve arzusunu almadan bir şey yapamam... ısterseniz bir kere de onlara sorayım. (Çiçeklere sorar.) Benim duygulu ve sevgili çiçeklerim. Konuştuklarımızı duydunuz. Siz ne dersiniz? ÇıÇEKLER - (Hep bir ağızdan)
Hayır hayır gitmeyiz, Ne olursak olalım. Uçakta solmaktansa, şu dükkânda solalım!
MÜşTERı - (Elini kulağına koyar, dışarıyı dinler) ışte bir uçak sesi... (Pencereye koşup bakar.) Evet, uçak havalandı. Bizim zamlar yandı. (Sandalyeye yığılır, baygınlık geçirir. Çiçekçi kız raftan bir çiçek alır. Müşterinin burnuna değdirir. Müşteri ayılır. şaşkın şaşkın söylenerek çıkar, gider.) Uçak havalandı, zamlar yandı... Uçak havalandı, zamlar yandı... ÇıÇEKÇı KIZ - (ön plâna gelir. Bir kenara dayanarak düşünür. Sonra çiçeklere döner:) Gördünüz mü benim güze! çiçeklerim? Sabahtan beridir hiçbir şey satamadım. Gelen müşterilerle gitmek istemediniz. Artık kimse de gelmez oldu. Ben sizi su ıle hava ile beslerim ama beni kim besleyecek? Evde annem, kardeşim de benim elime bakıyorlar.
ÇıÇEKLERıN KOROSU
ıyi kalpli sahibimiz.
Sen istersen biz gideriz.
Ayırmayız iyi, fena,
Talihimiz buymuş, deriz...
Fenalardan çoktur, inan
Bu dünyada iyi insan.
Gönlün bir an rahat olmaz.
Bu varlığa ınanmazsan.
ıyilikler, doğruluklar.
Fenalığı ergeç kovar.
Sabredelim biraz daha,
Gün doğmadan neler doğar.
(Koro bitince kapının çıngırağı çalınır. Çiçekçi kız sevinir. Üstünü, başını düzeltir. Kapıdan iki küçük çocuk başı görünür.)
ÇıÇEKÇı KIZ - Buyurun çocuklar, gelin. Bir şey mi istediniz?
BıRıNCı ÇOCUK- (Kapıdan başını uzatarak) Ünlü Bahar Çiçekevi burası mı?
ÇıÇEKÇı KIZ - Burası, burası... Buyurun...
ÇOCUKLAR - (Etrafa bakınarak girerler.) Günaydın!
ÇıÇEKÇı KIZ - Günaydın kardeşler. Bir emriniz mi var?
ÇOCUKLAR - Emir filan yok bizde. Okuldan gönderdiler bizi.
BıRıNCı ÇOCUK - (ötekini göstererek) şey, öğretmenimiz gönderdi. Dedi ki...
ıKıNCı ÇOCUK- (Arkadaşının sözünü keser) Dedi ki çarşıya gidin... Cumhuriyet alanında ünlü, ünlü...
BıRıNCı ÇOCUK - Bahar Çiçekçisi vardır. Ona benden selâm söyleyin...
ÇıÇEKÇı KıZ- Sağ olun çocuklar.
BıRıNCı ÇOCUK - (Yutkunur, tekrarlar) Selâm söyleyin.
ÇıÇEKÇı KIZ-Sağ olun...
ıKıNCı ÇOCUK - (Atılır) Selâmdan sonra dedi ki: Bugün okulda müsamere yapacağız. Başarı gösteren çocukiara verilmek üzere oradan karanfil...
BıRıNCı ÇOCUK-Menekşe,
ıKıNCı ÇOCUK-Sümbül,
BıRıNCı ÇOCUK - Gül,
ıKıNCı ÇOCUK-Gelincik,
BıRıNCı ÇOCUK-Lâle
ıKıNCı ÇOCUK - Çiçeklerin en güzellerinden bize bir buket hazırlasın. Alın, gelin dedi. (Arkadaşına) Değil mi?
BıRıNCı ÇOCUK- Evet, öyle dedi...
ÇıÇEKÇı KIZ - öğretmeninizin emri başüstüne... Yalnız bir şey var...
ÇOCUKLAR - (ıkisi birden) Nasıl şey?
ÇıÇEKÇı KIZ - Benim çiçeklerim birbirini çok severler. Hele şu dükkândan hiç ayrılmak istemezler. Buradan giden arkadaşlarının arkasından günlerce, haftalarca ağladıkları olur...
BıRıNCı ÇOCUK-Ama biz...
ÇıÇEKÇı KIZ - Evet, siz okuldan geldiniz. öğretmeniniz dedi ki gidin, Bahar Çiçekevi'nden karanfil,
BıRıNCı ÇOCUK-Menekşe,
ıKıNCı ÇOCUK-Sümbül,
BıRıNCı ÇOCUK-Gül,
ıKıNCı ÇOCUK-Gelincik,
BıRıNCı ÇOCUK-Lâle.
ÇıÇEKÇı KIZ - Gibi çiçeklerden bir buket yaptırın alın, gelin... değil mi?
ÇOCUKLAR - (ıkisi birden başlarını sallarlar) Evet...
ÇıÇEKÇı KIZ - Evet ama cici kardeşler, demin dediğim gibi, benim çiçeklerim pek nazlı, pek duyguiu şeylerdir. Sabahtan beri kaç müşteri geldi ıse hiç biriyle gitmek istemediler. Ama sizin güzel hatırınız için bir de kendilerine sorayım. Bakalım, sîzinle gitmek isterler mi?
BıRıNCı ÇOCUK - (Hayrette) Kendilerine mi soracaksınız?
ÇıÇEKÇı KIZ - Evet kendilerine soracağım... (Menekşe kılığında giyinmiş olan çocuğun yanına gider)
Sen söyle mavi menekşe, okuldan gelen bu küçük müşterilerim ıçin yapacağım bukete katılmak ister misin?
(Müzik başlar. Tempoya uyarak Menekşe ortaya gelin)
MENEKşE - Menekşeyi en çok seven. Çocuklardır, biliyorum. Bunun için ben onlarla, Koşup gitmek diliyorum. Beni seven, bilen çoktur, Benden güzel çiçek yoktur... (şarkı bitince Menekşe yerine geçer.)
BıRıNCı ÇOCUK - (ıkinciye) Biz yanlış geldik galiba. Burası çiçekçi dükkânı değil...
ıKıNCı ÇOCUK - Ya ne burası?
BıRıNCı ÇOCUK- Canlı bebek mağazası olmasın?
ıKıNCı ÇOCUK-Bilmem ki...
ÇıÇEKÇı KIZ - (Gelincik'e doğru gider) Haa. Sen burada mısın Gelincik? Sana git, derim ama kokun yoktur diye seni beğenirler mi bilmem?
GELıNCıK - (Kalkar, ortaya gelir)
Al tenimin rengi parlar, Al gelinciği her görende. Yeryüzünün en şerefli, Bayrağının rengi bende... Allardan al güzel rengim, Hangi çiçek benim dengim! (şarkısını söyler yerine geçer.)
ÇıÇEKÇı KIZ - Allah Allah... Hangi çiçeğe sorsam bu sefer hepsi gitmek istiyor. Bu gidişle dükkânı boşaltacaklar...
BıRıNCı ÇOCUK - Çiçekçi abla, sen onları keyfine bırakırsan, bu kapalı yerde hiçbiri kalmak istemez. Hele okuldaki müsamereyi bir duysalar, oraya gitmek için can atarlar...
ÇıÇEKÇı KIZ - Durun bakalım, bir tanesine daha soralım. Bu dükkânımın en nazlı çiçeğidir. Bakalım o ne diyecek? (Gül kılığına girmiş çocuğa sorar) Benim nazlı gülüm. Yoksa sende mi ötekiler gibi düşünüyorsun? Eğer sen de gitmek istiyorsan hiç olmazsa son bir defa güzel sesini duyayım; mis gibi kokunu ciğerlerime çekeyim...
GÜL- (Ortaya çıkar:)
Çiçeklerin ecesiyim, Benden güzel çiçek nerde?
Yediveren gül yüzünden, Bülbül girer türlü derde... Ne karanfil, ne de sümbül.. şarkı söyler bana bülbül... (Kısa, hafif bir vals yaparak yerine geçer.)
BıRıNCı ÇOCUK- (Arkadaşlarını sahne önüne çeken) Bana bak, ben korkmaya başladım. ıKıNCı ÇOCUK-Ben de...
BıRıNCı ÇOCUK - Biz bu konuşan çiçekleri okula götürürsek; bütün seyircilerin ödleri kopar.
ÇıÇEKÇı KIZ - (Çocuklara) Sevimli, küçük müşterilerim! Görüyorsunuz ki en değerli çiçeklerim bile artık burada kapalı yaşamaktan bıkmışlar. Başka yerler, başka insanlar görmek ıstiyorlar. Hakları da var. Ben bile aynı yerde oturmaktan, aynı şeyleri görmekten bıkıyorum. şimdi söyleyin bana bakayım, okulunuz ıçin hazırlanacak buket kime verilecek? Yoksa okulda...
ÇOCUKLAR - (ıkisi birden] Müsamere var!
ÇıÇEKÇı KIZ - Ne müsameresi?
ÇOCUKLAR - 23 Nisan Müsameresi.
ÇıÇEKÇı KIZ - 23 Nisan mı? (Elini birkaç kere alnına vurur.) Ah şu benim dalgın başım. Nasıl oldu da ben Çocuk Bayramı Haftasında olduğumuzu unuttum?
BıRıNCı ÇOCUK - Çiçekçi Abla, sen bugün çok dalgınsın. Deminden beri kaç kez söyledik, okulda müsamere var diye. Bizi öğretmen gönderdi. Dedi ki: Ona benden selâm söyleyin...
ıKıNCı ÇOCUK - Selâmdan sonra dedi ki, bugün okulda 23 Nisan Bayramını kutlayacağız. Müsamere-de başarı gösteren çocuklara verilmek üzere bize en güzel çiçeklerden karanfil,
BıRıNCı ÇOCUK-Menekşe,
ıKıNCı ÇOCUK »Sümbül,
BıRıNCı ÇOCUK-Gül,
ıKıNCı ÇOCUK-Gelincik,
BıRıNCı ÇOCUK-Lâle.
ıKıNCı ÇOCUK - Gibi çiçeklerden güzel bir buket hazırlasın. Alın gelin, dedi. (Arkadaşına). Değil mi?
BıRıNCı ÇOCUK - Evet, öyle dedi. Hem çiçekçi Abla, bugün Türk çocuklarının en büyük günü. ınsan onu nasıl unutur?
ÇıÇEKÇı KIZ - Hakkın var kardeşim. ömrüm oldukça bu dalgınlığımı affetmeyeceğim... (Telâşlanır) Ben size şimdi en güzel çiçeklerimden çabucak bir demet yapayım.
(Çiçeklere doğru yürür.)
ÇıÇEKLER - (Hepsi ayağa kalkmış, ortada canlı bir buket gibi toplanmışlardır.) Biz hazırız...
ÇıÇEKÇı KIZ - Tuhaf şey!.. Bu, ne demek? Belki ben hepinizi göndermeyeceğim.
ÇıÇEKLER - (Hep birden]
Hep birlikte gideceğiz; Müsamere göreceğiz; Başarılı çocuklara Bin bir çelenk öreceğiz.
GÜL - [ıki adım önce çıkar.) Böyle mutlu bir günde yurt çiçeklerini birbirinden ayırmak haksızlık olur. Biz hepimiz gitmek istiyoruz. Türk çocuklarının bu en sevinçli günlerinde onlarla bir arada bulunmak, okullarını süslemek bizim için sonsuz bir zevktir.
ÇıÇEKÇı KIZ - Çok doğru söylüyorsunuz. Fakat
ÇıÇEKLER - (Hep birden) E, fakat...
ÇıÇEKÇı KIZ - (Üzgün bir sesle.-} Beni yalnız bırakmak Yakışır mı sizlere? Varım, yoğum sevincim, Tek ümidim sizsiniz, Burda öksüz kalırım, Yaşayamam çiçeksiz...
ÇıÇEKLER-(HEP BıRDEN:) Okula koşar, gelir Bizleri seven ınsan. Hiç bir kimse unutmaz, Bugün: 23 Nisan!
ÇıÇEKÇı KIZ - (Sevinir) Yaşayın benim sevgili çiçeklerim! 23 Nisan çiçekleri! Haydi öyleyse okula gidiyoruz. Herkes bir saksı olsun.
(Sahnedekilerin hepsi, kenarlarda ve raflarda duran saksı ve çiçekleri alırlar. Sahne önünde çiçekten bir halka gibi dururlar. 23 Nisan marşı söylenir.)
ÇıÇEKLERıN KOROSU
O gündü. Anayurdun Canına can katıldı, "Egemenlik ulusun!" Diye temel atıldı.
Yirmi Üç Nisan günü, Yirmü Üç Nisan günü. Dinlensin yerler, gökler Egemenlik türkünü!
(Marş bitince çiçek alayı hareket eder, ağır ağır perde kapanır.)

ısmail Hakkı SONAT
 
güncel indirim katalogları | Replika saat | kurumsal SEO danışmanı | iyinet
Üst