Mehmet Akif ERSOY’U Anma Haftası Program

KaRNeC

Yönetim Ekibi
Yönetici
MEHMET AKıF ERSOY’U ANMA PROGRAMI
Değerli müdürüm ve müdür yardımcım, Saygı değer öğretmenlerim ve sevgili arkadaşlar............................ ilköğretim okulu 2012 - 2013 eğitim-öğretim yılında Mehmet Akif ERSOY’U ANMA etkinliğine hoşgeldiniz.

Programız şu şekildedir

-Saygı duruşu ve ıstiklal Marşının okunması
-Günün anlam ve önemini belirten konuşma
-Mehmet Akif ERSOYUN hayatı
-ıstiklal Marşı şiiirinin okunması
-Cenk Marşı şiirinin okunması
-Mehmet Akif ERSOYU anlamak isimli makalenin okunması
-ıstiklal Marşımız nasıl yazıldı isimli yazının okunması
- Bir Gece şiirinin okunması
Sizleri,başta büyük önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ile şehitlerimiz için 1 dakikalık saygı duruşuna, ardından ıstiklal Marşı’nı söylemeye davet ediyorum.


SUNUCU:
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsam ki!
- Hiç olmazsa yanımdan kovarım

şimdi okulumuz Din kültürü ve Ahlak bilgisi öğretmeni ……………………………… günün anlam ve önemini belirten konuşmayı yapmak üzere davet ediyorum

GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMı BELıRTEN KONUşMA
Her milletin yetiştirmiş olduğu kıymetli insanlar vardır. Bu manada Yüce Milletimizin bağrından nice kıymetli insanlar yetişmiş, dünya tarih sayfalarında yerlerini almışlardır. Bu kıymetli vatan evlatlarından biride Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’dur. Merhum Mehmet Akif Ersoy’u, vefatının 75. yıldönümünde bir kez daha rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
Onun hayatı, mücadele ateşiyle yoğrulmuş kişiliği ve eserleri dün olduğu gibi bugün de milletimize esin kaynağı olmuştur. Zira vefatının üzerinden 75 yıl geçmiş olmasına rağmen, yüreğimizin en müstesna köşesinde yerini almış, bundan sonra da almaya devam edecektir.
Mehmet Akif gibi değerleri yaşatmak, fikirlerini, eserlerini, kişiliğini, edebi kimliğini bugünkü nesillere anlatmak hepimizin ortak sorumluluğu olmalıdır.
Genç nesillerin iyi yetişmeleri, geleceğe güvenle bakabilmeleri, millet hayatında yeni değerlerin ortaya çıkabilmesi ve milli şuuru ayakta tutabilmek için Mehmet Akif ERSOY gibi ulvi şahsiyetleri hatırlamak hepimizin içtenlikle yerine getirmesi gereken bir görev saymalıdır.
ışte mücadele günlerimizin göstergesi, kahramanlık destanımız, heybetli kimliğimiz, yurt severlik ve özgürlük aşkımız ıSTıKLAL MARşI ve Çanakkale şehitleri gibi, milletimizin sinesinden çıkarak onun acılarını, umutlarını kararlılığını " Hayal ile yoktur alkış verişim, her ne demişsem görüp de söylemişim " diyerek adeta kalbimize kazıyan Mehmet Akif ERSOY
Gerçek münevver aydın olmanın gereklerini harfiyyen yerine getirmiş, sorumluluğunun gereğine uygun şerefli, haysiyetli bir hayat yaşamış ve alnının akıyla Rabbinin huzuruna çıkmıştır. Bir aydının en büyük sınavı, Rabbine ve halkına karşı alnının akıyla hesap verebilmesidir. Akif bu konuda sınavı başarıyla geçmiş nadir şahsiyetlerde biridir.
Mehmet Akif Ersoy, kudretli bir şair olduğu kadar kendini milletinin, vatanının istiklal ve istikbal mücadelesine adamış büyük bir dava adamıdır. Akif, gönül ve fikir adamı olma yanında onur ve cesaretiyle hiç bitmeyen umutlarıyla milli marşımızı kaleme almış ve insanlarımızın kalbine ve ruhuna nakşetmiştir. Bugün ülkemizde sağlam bir şekilde yol almak isteyen her seviyedeki Türk insanı için Mehmet Âkif, büyük bir rehber, zemin inşa edici ve gönül insanıdır. Bu yüksek ruh, hissi düzeyde, sanat alanında veya bir yaşama tarzı olarak, hatta fikri ve felsefi olarak, hangi alanda ele alınırsa alınsın bu açıdan Âkif, herkesin örnek alabileceği bir zenginliğe sahiptir. şu unutulmamalı ki bu milli ve manevi değerimizin kıymetini bilmeli, anlamalı, gelecek nesillere anlatmalı ve Mehmet Âkif Ersoy gibi diğer büyüklerimizi de doğru okumalı ve manen yaşatmalıyız.”
Bu anma günü vesilesiyle yüksek ahlakı, özgürlüğe adanmış kahraman kişiliği, yaşadığı toplumun inanç ve mücadele azmini anlayan ve anlatan eserleriyle yarınlarımıza yol gösteren büyük fikir ve düşünce adamı, Milletimizin en önemli millî mutabakat metni olan ıstiklal Marşımızın yazarı ve yüreklerimizi titreten şiirlerin edibi, ilk dönem meclisimizin parlamenteri ve istiklal madalyası sahibi Mehmet Akif Ersoy’u bir kez daha rahmetle anıyor, minnet ve dualarla yâd ediyoruz.
Mekanın Cennet, ALLAH’IN Rahmeti üzerine olsun.

AMıN

( Not:Konuşma metnin bütünü, çeşitli yazılardan alıntıdır)
SUNUCU:
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

şimdi okulumuz ıngilizce Öğretmeni …………………………. Mehmet Akif Ersoy’un Hayatı hakkında ki konuşmayı yapması için buraya davet ediyorum.
MEHMET AKıFıN HAYATI
Türk ulusunun milli ve manevi duygularını Türkçenin billur süzgecinden geçirerek haykıran büyük Türk bülbülü , ıstiklâl Marşımızın şâirimiz Mehmed Âkif, 1873 yılında ıstanbul'da doğdu. Babası Tahir Efendi, Fatih müderris (profesör) lerindendi. Annesi Emine şerife Hanım, Buharalı bir ailenin kızıydı. Âkif, ahlâkı ve inancı sağlam bir ailenin çocuğu olarak, aynı özellikleri taşıyan bir çevrede yetişti.
Âkif, kitap ve defterle henüz dört yaşındayken tanıştı. Resmî öğrenimi ise Fatih ıptida Mektebinde başladı. Bu okuldan sonra, Fatih Merkez Rüşdiyesi'ne (ortaokul) devam etti.
Rüştiye tahsili boyunca, babasından bilhassa l dil dersleri aldı. Arapça, Farsça ve Fransızca'yı edebiyatıyla beraber anlamaya başladı. şiir sevgisi ve merakı da bu sıralarda uyandı.
Rüştiye'den sonra Mülkiye'ye (Siyasal Bilgiler Fakültesi) geçti. Mülkiye, o devrin en parlak öğrenim kurumu sayılıyordu. Âkif, Mülkiye'de okurken" Benim hem babam hem hocamdır, ne öğrendimse on dan öğrendim" dediği babasını kaybetti. ayrıca evleri de bir yangında yok oldu. Çocuk yaşda ailenin geçimini üstlenmek zorunda kala Akif maddî imkânsızlık yüzünden bu okulu yarıda bırakmak zorunda kaldı Ancak
Âtiyi karanlıkta görüp azmi bırakmak
Bilmem ölüm var mıdır bundan daha alçak
Mısralarının sahibi Âkif, azmi bırakmadı. Baytar (Veteriner) okuluna kaydoldu. Bu yeni okulun mezunlarına daha iyi iş imkânları tanınıyordu. Baytar okulunu birincilikle bitirdi. Dört sene kadar Anadolu, Balkanlar, Arabistan ve Arnavutluk'ta dolaştı; mesleğiyle ilgili inceleme ve araştırmalarda bulundu. Gezdiği yerlerde halkla sıcak bir kaynaşma sağladı.
ıstanbul'a döndüğü zaman, Halkalı Ziraat Okulu'nda kitabet (kompozisyon), Üniversite'de edebiyat dersleri verdi. Ayrıca Dârü'l-Edeb isimli okulda da öğretmenlik yaptı.
Akif'in yaşadığı dönemde Türk tarihi her bakımdan sancılı bir dönemdedir. Osmanlı ımparatorluğu parçalanmak üzeredir. Akif Kurtuluşu ıslam birliğinde görür: Milliyetçilik fikrine " Azınlıkları birbirine düşürür, ve imparatorluğu parçalar" gerekçesiyle karşı çıkar. Ancak ımparatorluktaki Müslüman ırkların bizden kopması, Arnavut isyanı , Arapların Cihan Harbinde bize karşı ıngilizlerin yanaşması sonucu Akif de anlar ki ıslam birliği de Turancılık kadar uzak bir hayaldir
. Mehmed Âkif artık yalnız ıslam kahramanı değil vatan ve millet sevdalısıdır da Halkı basın yoluyla aydınlatma amacıyla "Müdafa ? i Milliye" heyeti yayın şubesine üye seçilince Darulfünundaki öğretmenlikten ayrılmaya zorlanır.
1917'DE "Teşkilatı ? Mahsusanın verdiği bir görevle Mısır ve Arabistan'a gönderilir. Aklı vatanında ve özellikle Çanakkale'dedir. Çanakkale zaferinin kazanıldığını da orada öğrenir, önce sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlar, sonra Mehmetçiğin kahramanlık ve vatan sevgisinin gücünü Türkçenin eşsiz güzelliği ile abideleştiren "Çanakkale şehitlerin" adlı şiirini yazar.
1919'da Yunanlılar ızmire asker çıkarınca Akif artık yerinde duramaz olur. Ayvalık ve Balıkesirde başlayan mukavemet harekatının büyüyeceğine inanarak " ışte zafer yolu bu" Deyip Balıkesir'e gider. Zağnos paşa camisinde toplanan halka Bağsızlık için mücadele gerektiğini anlatan hutbesini okur.
ıstanbul'a dönünce "Sebul Reşat" dergisinde milli mücadele ruhunu tüm yurda yaymak için yazılar yazar. Önce Ferit Paşa hükümeti ve ıngilizlerden tepki görür sonra şayhulislam tarafından "ısyancı" ilan edilince . Artık ıstanbul'da kalamayacağını anlayarak Ankara'ya gider.
"Niyetimiz Anadolu ve diğer cihetlerdeki düşmanı denize dökmek ve serv paçavrasını parçalamaktır" dediği Kastamonu hutbesini okur. Konya'da başlayan isyanı bastırmada görev alır.
Tefrika girmese bir memlekete düşman giremez
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez. Mısralarıyla ümitsizliğe kapılan halkın milli mücadele çemberi etrafında toplanmasını sağlamaya çalışır. Bursa'nın Yunanlılarca işgal haberini alınca
Ne hüsrandır ki şarkın ben vefasız, kansız evladı
Serapa garba çiğnettim de çıktım haki ecdadı diyerek kendini kahrettiği "Bülbül" şiirini yazar. Asımın nesli dedikya nesilmiş gerçek / ışte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek "dediği asımlar cephelerde düşmanı adım adım geri püskürtüyordu Ankara hükümeti bu mücadelenin büyüklüğünü anlatacak onu geleceğe taşıyacak bir milli marşşiiri yazma yarışması açınca Akif önce "Benim milletime satacak malım yok " diyerek ödüllü olan bu yarışmaya katılmadı ancak devrin maarif vekili ödül olarak verilecek paranın orduya ait bir vakfa bırakılacağını vaat edince ıstiklal Marşımızı kaleme aldı ve 12 Mart 1921'de marş oybirliği ile kabul edildi
Cumhuriyet sonrası açılan ilk büyük millet meclisine Burdur millet vekili olarak giren Akif bazı şeylerin gönlünce olmadığını görünce sonraki seçimlerde aday olmadı Artık ne bir evi nede bir maaşı vardı.
Kendini sanatına verdi ömrü boyunca çalıştı, çabaladı, mücadele etti. Dinlenmeden, yorulmadan iman ve vatan sevgisiyle coştu, çevresindekileri de çoşturdu. . O'nun şiirinde şahsî dertleri, özel meseleleri yoktur. Hep umumî olan dertlerle dertlenmiş; milletinin duygu, düşünce ve problemlerine tercüman olmaya çalışmıştır.
Ömrünün sonuna doğru geçim sıkıntısı arttı
Arap Birliği sekreteri Kahire'de Cami- ül Mısırrıyye üniversitesinde" Türkçe Dersleri okutmasını teklif edince Mısıra gitti fakat orada bir gün bile mutlu olmadı 1935'te sıtmaya yakalandı Hastalık siroza dönüşünce yad ellerde ölmekten korkarak özlediği yurduna döndü. Bir yıl sora da hayata gözlerini yumdu
Ömrü boyunca gerçekleri söylemeyi meslek edinen şair "Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecek"
Dediği mısralarında ilk defa yanıldı Çünkü kendine hizmet edenlere karşı vefa borcunu asla unutmayan Türk milleti onu bilmekte, her geçen zamanda onu daha iyi anlamakta ve manevi huzurunda saygıyla eğilmektedir.


SUNUCU
:
" Allah'a dayandım " diye sen çıkma yataktan ...
Mana-yı tevekkül bu mudur ? Hey gidi nadan !
Ecdadını zannetme asırlarca uyurdu ;
Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu ?
Üç kıtada , yer yer , kanayan izleri şahid :
Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücahid

şimdi ıstiklal Marşını şiiriin tamamını okumaları için okulumuz öğrencilerinden ………………………ve ………………………………..buraya davet ediyorum

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma; kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl
Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, hakka tapan, milletimin istiklâl

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakini sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! nasıl böyle bir imanı boğar,
Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana vadettiği günler hakkın.
Kim bilir belki yarın... belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri «toprak!» diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
şüheda, fışkıracak, toprağı sıksan şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, ilahi şudur ancak emeli,
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar - ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli,


O zaman vecdile bin secde eder - varsa - taşım.
Her cerihamdan, ilâhi boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruhu mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır; hakka tapan, milletimin istiklal
 

KaRNeC

Yönetim Ekibi
Yönetici
RE: Mehmet Akif ERSOY’U Anma Haftası Program

SUNUCU:
Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;
Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!

şimdi okulumuz 3/A öğrencilerinden …………………………………….. Cenk Marşı şiirini okuması için buraya davet ediyorum


Cenk Marşı şiiri

Ey sürüden arkaya kalmış yiğit
arkadaşın gitti haydi sen de git
bak ne diyor ceddi şehidin işit
haydi git evladım uğurlar ola
haydi git evladım açıktır yolun
zalimlere karşı bükülmez kolun
bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
uğurun açık olsun uğurlar ola.

eşele bir yerleri örten karı
ot değil onlar dedenin saçları
dinle şehit sesleridir rüzgarı
haydi git evladım uğurlar ola
haydi git evladım açıktır yolun
zalimlere karşı bükülmez kolun
bayrağı çek on safa geçmiş bulun
uğurun açık olsun uğurlar ola
haydi levent asker uğurlar ola


yerleri yırtan sel olup taşmalı
dağ demeyip taş demeyip aşmalı
sende ki coşkunluğa er şaşmalı
kahraman askerim uğurlar ola
haydi git evladım açıktır yolun
zalimlere karşı bükülmez kolun
bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
haydi levent asker uğurlar ola
haydi git evladım uğurlar ola.

Mehmet Akif ERSOY


SUNUCU:
Ey dipdiri meyyit, "ıki el bir baş içindir."
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.

şimdi okulumuz 8/a sınıfı öğrencilerinden …………………………… Mehmet Akif’i anlamak isimli makaleyi okuması için buraya davet ediyorum.

Mehmet Akif ERSOYU Anmak
Milletler, ardarda gelen nesiller, ülkelerine hizmet etmiş büyük şahsiyetleri, tarihlerinin önüne çıkmış kişileri unutmazlar, onların hatıralarını muhafaza eder ve zaman zaman anarlar, ruhlarını şad ederler.

Bizim,Türk Milleti için ıstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif şüphesiz bu unutulmayacak şahsiyetlerden birisidir. Fakat tarihimize kendi alanında mal olmuş, derin izler bırakmış pek çok büyük insanımızdan Mehmet Akif’in belirgin bir farkı vardır: O da pek çok şiirinde terennüm ettiği derin duyguların, güçlü fikir ve mesajlarının bugünümüzde de bütün canlılığını koruyarak yaşadığı, ruh dünyamızda tazeliğini koruduğu ve düşüncelerimize yön verdiği gerçeğidir.

Mehmet Akif, cihan devletimiz Osmanlı’nın artık çöküş ve dağılma dönemini yaşadığı ve vatanımızın istila edilmek istendiği ıstırap dolu bir devrin şairidir. O günün elim şartları O’nu herşeyden önce “vatan ve millet şairi” yapmıştır.

O’ndan önceki ve zamanındaki pek çok edip ve şairimiz gibi,19. Asrımıza imzasını atmış Namık Kemal “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini” feryadı ile bütün bir milleti uyandırmak istememiş midir? Büyük şairimiz Yahya Kemal Bayatlı “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik” diyerek atalarının muhteşem devirlerini günün nesillerine hatırlatarak, onlara vatan hizmetinde şevk ve heyecan vermek istememiş midir? Arif Nihad Asya da Bayrak şiirinde “Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım / Seni selamlamadan uçak kuşun yuvasını bozacağım” derken vatan toprakları için kanlarını döken aziz şehitlerimizi resmetmemiş midir?

Mehmet Akif elbette, “vatan şairliği” özelliğinin zirvesine çıkmıştır: “Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı”. Fakat büyük şair ve tefekkür adamı Mehmet Akif aynı zamanda bir “islam şairi”dir de. Bütün dünya müslümanlarının 19. Asır ve 20. Asrın başlangıcında içine düştüğü faciaların, sömürge durumunda olmalarının, parçalanıp dağılmalarının da ıstırabını derinden duymakta, bu çöküşten kurtulmanın yollarını göstermektedir

Mehmet Akif’in şahsiyet ve fikirlerinin en belirgin ve güçlü özelliklerinden biri olan “islam şairliği” , hayatında ister istemez karşıtlarının olmasına, o dönemdeki bazı şartlar dolayısıyla yol açtı.
Gençliğimi yaşadığım Ankara’da, 1940’lı yıllarda bu büyük vatan, istiklal ve islam şairimizi törenlerle anmak, herhalde şahsiyetinin bu son özelliğinden dolayı mümkün olmamaktaydı. O yılların üniversite gençliği , başta yayıncı ve yazar Osman Yüksel Serdenğeçti ve arkadaşları, Milliyetçiler Derneği çevresindeki aydınlar Mehmet Akif’i anma toplantıları tertiplemek için salon bulamıyor, gereken izni alamıyorlardı. Ankara’nın merkezinde Hıdırlık Tepesi’nde, bir mimarlık şaheseri olan Halkevi Binası’nda Mehmet Akif için anma töreni yapmak, bir çok girişime rağmen mümkün olmamıştı.

Bugünün Türkiye’sinde katı ve anlaması zor olan bu şartlar ve tutumlar, çok şükür ki, değişmiştir. Bugün Türk Milleti milli ve manevi değerlerine sahip çıkmakta serbesttir.

Halkımız ve kuruluşlarımız bu büyük “vatan, istiklal ve islam şairi”mizin hatırasını yaşatmakta, manevi şahsiyetini tekrar bağrına basmakta ve hayatı boyu dile getirdiği mesajların sahibi olduğunu daima göstermektedir.

Bu vadide “Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı”nın çabalarını, faaliyetlerini minnet ve takdir duygularıyla, bu satırlarla zikretmek bizler için manevi bir borçtur.

SUNUCU:
Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile
Alem aldatmaksa maksat aldanan yok nafile
Kaç hakiki müslüman gördümse hep kabirdedir
Müslümanlık bilmem amma galiba göklerdedir

şimdi okulumuz 5/a sınıfı öğrencilerinden ……………………………. ıstiklal marşı nasıl yazılmıştır ile ilgili konuşmasını yapmak üzere buraya davet ediyordum

ıSTıKLÂL MARşIMIZ NASIL YAZILDI?
Elleri üşüyordu. Ama yüreği sımsıcaktı. O günlerde büyük bir maddi sıkıntı içindeydi. Ankara’nın soğuğunda ceketle gezerdi. Paltosu yoktu. Çok soğuk günlerde arkadaşı şefik Kolaylı’nın muşambasını ödünç alarak giyerdi. 7 Kasım 1920’de gazetelerde yer alan bir ilan gördü. Genel Kurmay Başkanlığı’nın isteği üzerine Milli Eğitim Bakanlığı’nın verdiği ilanda bir istiklâl marşı yarışması açıldığı ve bu marş için 500 lira para ödülü konulduğu bildiriliyordu. O zamanlar için çok büyük bir para olan bu ödülle neler alınmazdı ki… Dönemin en güçlü şairlerinden biri olan Mehmet Âkif bu ilanla hiç ilgilenmedi.

Yarışmaya 724 şiir katıldı. Fakat hiçbirisi istenilen nitelikte bulunmadı. Bunun üzerine dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver ve arkadaşları Mehmet Âkif’e başvurdular. Âkif ise millet için yapılacak bu işi para için yapamayacağını belirterek başvuruyu geri çevirdi. Bunun üzerine Hamdullah Suphi Bey kendisinin yarışma dışında tutulacağı sözünü vererek yarışmaya katılmasını rica etti. Ve Mehmet Âkif ıstiklâl marşı’nı yazmaya başladı. Ankara’da gece gelen ilhamı kaçırmamak için bazı dörtlükleri mum ışığında Taceddin Dergahı’nın duvarlarına kazıdı. Her kelimesine yüzlerce vatan evladının canını feda ettiği özgürlük marşımız Âkif’in kalemiyle en güzel ifade tarzını buldu. 17 şubat 1921’de Sebülreşad dergisinde yayımlandı.

1 Mart 1921’de Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver TBMM’de, insanların ancak kendi eserlerinden esirgemeyecekleri bir sesle okudu Âkif’in şiirini. Okunurken şiddetli alkışlarla defalarca kesildi, ruhları bir heyecan sardı.

12 Mart 1921’de dört defa okunup ayakta alkışlanmış, meclisi bir coşku tufanı kaplamıştı. Alkışlarla meclis inlerken Mehmet Âkif mahcubiyetinden başını kolları arsına alarak, sıranın üzerine yumuldu. Mecliste duramayıp dışarı çıktı. Milleti için yaptığı bu işte alkışlarla gurur duyma ücretini bile çok gördü kendine. Âkif’in şiiri,12 Mart 1921’de meclis tarafından milli marş olarak kabul edildi.

Verilen ödülü kabul etmemesi o zaman bazı kimselerce tuhaf karşılandı ama o bunlara aldırmadı.

Hala üşüyordu. Yine arkadaşından aldığı ödünç paltoyu giyiyordu. Bir gün şefik Bey ona:

_ “şu mükafatı reddetmeyip bir palto alsan olmaz mıydı?” diyecek oldu. Mehmet Âkif böyle konuştuğu için tam iki ay şefik Bey’le hiç konuşmadı. Artık Ankara’nın çok soğuk günlerinde de ceketle dolaşıyordu.

Mehmed Âkif’in ölümünden kısa bir süre önce Hakkı Tarık Us’un da aralarında bulunduğu misafirler, Âkif’i ziyarete gelmişlerdi. Âkif, bitkin bir durumda olduğu için yatağına uzanmıştı. Söz ıstiklâl Marşı’na intikal etmiş ve misafirlerden biri:

- Acaba, yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı? demişti:

Bitap bir halde yatan Mehmed Âkif, birdenbire başını kaldırdı ve kesin bir cevap verdi:

-Allah, bir daha bu Millete bir ıstiklâl Marşı yazdırmasın!...

Evet, Allah Teâlâ, bu Milleti bir daha ıstiklâl Marşı yazmaya mecbur etmesin ve bu Milletin istiklâl ve hürriyetini tehlikeye düşürmesin.

Merhum Âkif, bu eseri Türk Milleti’ne ve Kahraman Ordumuza hediye etmişti. Bundan dolayı eseri SAFAHAT’a almak istemiyordu. Vefatından sonra tam metin, yani on kıta olarak Safahat’ta neşredildi.

Elleri üşüyen ama yüreğinde vatan ve millet aşkından kocaman bir alev barındıran bu büyük insan, Türk bayrağı dalgalandıkça bu millet var oldukça unutulmayacak, kalplerde yaşayacaktır


SUNUCU:
" Dünya koşuyor " söz mü ? Beraber koşacaktın ;
Heyhat , bütün azmi sen arkanda bıraktın !
Madem ki uyandın o medid uykularından ,
Bir parçacık olsun , hadi , hiç yoksa , kımıldan
Ey yolcu uyan ! Yoksa çıkarsın ki sabaha :
Bir kupkuru çöl var , ne ışık var , ne de vaha


şimdi okulumuz Din kültürü ve Ahlak bilgisi öğretmeni …………………………… Peygamber Efendimizi anlatan ‘Bir Gece’’ şiirini okuması için buraya davet ediyorum.


BıR GECE
On dört asır evvel yine bir böyle geceydi
Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi
Lakin o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler
Halbuki kaç bin senedir bekleşmedelerdi
Nerden görecekler göremezlerdi tabi
Bir kere zuhur ettiği çöl en sapa yerdi
Bir kere de ma'mure-i dünya ozamanlar
Buhranlar içindeydi bugünden de beterdi
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta
Dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi
Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin
Salgındı bugün şark'ı yıkan tefrika derdi

Derken büyüyüp kırkına gelmişti ki öksüz
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi
Bir nefhada kurtardı insanlığı o masum
Bir hamlede kayserleri kisraları serdi
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi
Zulmün ki, zeval akılına gelmezdi, geberdi
Alemlere rahmetti evet şer-i mübini
şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi
Dünya neye sahipse onun vergisidir hep
Medyun O'na cemiyeti medyun O'na ferdi
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyyet
Ya Rab! Bizi mahşerde bu ikrar ile haşret

Mehmet Akif Ersoy

Mehmet Akif Ersoy’u anma programımız burada sona ermiştir



Not:Arkadaşlar yazı font, biçim ve büyüklükde ki hatalarım için kusura bakmayın sizler kafanıza göre düzeltirsiniz
Not: Metinde hatalarımız varsa lüften düzeltin
BAşARILAR
 

indirimler | replika saat | kurumsal SEO danışmanı | taban puanları | kişisel sağlık | replika saat

Türkiye iş ilanları
Üst